İTME, BIRAK

IMG_20190512_102332_243.jpg

Yoga matı üzerindeyim. Kucağımda beş tane yastık var ve ben üzerlerine eğilmişim. Zerrece çaba harcamıyorum bu hareketi yaparken çünkü zorlanmamam için önüme ihtiyacım kadar yastık koymamı söylemiş yogini. İçime dönmüş, kendimi yastıkların yumuşaklığına bırakmış sallanıyorum ve o an içimden inanılmaz bir hüzün yükseliyor. Zihnimde doğan “Neden?” sorusuyla birlikte; hayatımın son döneminde kendimi her an, her dakika bir şeyleri yapmak ya da yapmamak için zorladığımı fark ediyorum. Az ya da çok ama uykumda bile dinmeyen asla teslimiyete ermeyen bir baskı varmış bedenimin üzerinde. Sürekli bir şeyler için kendimi itiyormuşum ve kim bilir ne kadar zaman sonra ilk kez, bu deneyimle, özgür kalmış hücrelerim. Bunun içimde, sodanın en dibinden yüzeye yükselip patlayan bir baloncuk gibi, yükselttiği duygu ise hüzün. Peki peşi sıra ne oluyor dersiniz? Yeni bir duygu yükseliyor; korku! Çünkü hüzünle ne yapacağımı bilmiyorum. O; fersah fersah kaçılması, rastlanılan yerde hemen yok edilmesi, edilemiyorsa derin bir çukura gömülüp üzerine dev kayalar yerleştirilmesi gereken duygulardan(!)
Sahi neden böyle? Neden olumsuz gibi görülen duyguları anında yok etmek istiyorum? Neden onların içinden geçmiyor, bana rehberlik etmelerine izin vermiyorum? Ya da bir başkasında gördüğümde neden onların bu duygunun içinden geçme deneyimlerine yardımcı olmak yerine gömme, yok etme vb. işlemlerine ortak oluyorum? Olanı büyütmekten; acıdan, dramdan beslenmekten bahsetmiyorum. Sadece bir his geldiğinde o boşuna gelmiyor. Bize bir şey söylüyor ve biz onu bastırıp yok etmek için harcayacağımız enerjiyi o duygunun hediyesini keşfetmeye harcasak belki hem iyi hissedeceğiz hem de ruhumuzun rehberliğini almış olacağız.
Hüzün, özlem, öfke, kırgınlık, küskünlük, utanç… kaçılacaklar katagorisinden hangi duyguysa içimizde yükselen… bıraksak, hissetsek ve içimizden geçip gitmelerine izin versek? Gözlemci olarak dersine katıldığım Çetin Sarıkartal, bir ileri oyunculuk dersinde, öğrencilerinden birine, tuttuğu duygu için “İtme, bırak! İtersen geri gelir.” demişti. Biz de itmesek de bıraksak?
Bugün anneler günü ve bir çok kişi için bu hüzün, özlem demek olabilir. Öyleyse hüzünlenseler ve özlemlerini hissetseler? Belki yokluklarına öfkelenebilirler öyleyse öfkelerini yaşasalar? Diğerlerimiz de hüzünlerine, öfkelerine… şahit olduğumuz insanların hislerini yok etmeye, bastırmaya çalışmasak? Onların hissettikleri için birbirimizi günah keçisi yapıp suçlamasak? Bunun yerine sadece yoğun duygular içinde olduğunu gördüğümüz bir insanın ellerinden tutup gözlerine bakıp can kulağıyla hissettiklerini, hikayelerini dinlesek? Konuşmasak da sadece dinlesek?
Brené Brown, Cesaret Çağrısı adlı konuşmasında derin acılara sahip insanların ancak sahip olduklarımıza minnet duyduğumuzda onların kayıplarına önem verdiğimizi hissettiklerinden bahsediyor. Çocuğunu kaybetmiş bir anneye kendi çocuğunuzdan bahsetmediğinizde hem kendi çocuğunuzdan bahsetmemiş, yok gibi davranmış ve varlığına minnetinizi paylaşmamış hem de onun kaybettiği çocuğundan bahsetmesini engellemiş oluyorsunuz diyor. Aynısı annesini kaybetmiş bir çocuk için de geçerli. Sahip olduklarımızı onurlandırıp kayıplarımızın yasını tutsak ve ne sevinci ne hüznü ne sevgiyi ne öfkeyi… bastırmasak?
İyisiyle de kötüsüyle de hislerimizle bütünleşebildiğimiz ve sevdiklerimizin de bütünleşmesine -istedikleri sürece- destek olduğumuz bir dünyada sanki her şey daha kolay olacakmış gibi. Daha hafif daha net, daha gerçek… Eğer bu sizin de içinizde bir yerleri titretiyorsa; “İtmeyelim, bırakalım!”
Sevgiler,
Gizem Çimen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi:
search previous next tag category expand menu location phone mail time cart zoom edit close