MAVİ VE TURUNCU

IMG_20181107_184842_660

Yaratıcı drama liderliği eğitimi derslerinden birindeyim. Evren Erbatur hocamız ile çalışıyoruz. Fonda, Brigitte Bardot’nun “Moi je joue” adlı parçası çalıyor. Grupça; kocaman, rengarenk minderlerin üzerine yüz üstü uzanmış; resim kağıtlarına, müziğin o an bize hissettirdiklerini aktarıyoruz. Ben elime mavi ve turuncu pastel boyayı almış, kağıdı rastgele karalıyorum. Elimi müzik yönlendiriyor. Bazen daireler, bazen dikine yatayına çizgiler çiziyor, acayip eğleniyorum. Müzik bittiğinde herkes, diğerleri müziği nasıl hissetmiş diye, birbirinin kağıdına bakıyor. O an fark ediyorum ki herkes bir şeyler çizmiş, ben karalamışım. “Sen niye karaladın ki?” gibi bir soru bekliyorum (Çünkü ben kendimi, niye karaladım da bir şeyler çizmedim sanki, diye yargılıyorum.) ama onun yerine şöyle cümle gelip dolduruyor kulaklarımı “Mavi ve turuncunun uyumuna bayılırım.” O an bana bir şey oluyor. Kalbimde bir pencere açılıyor sanki. Işık ve taze hava doluyor içime. Yargılanmamak ne güzel. Her şeyde güzellik görebilen insanlarla bir süreci paylaşmak ne kadar güzel… ve bir aydınlanma yaşıyorum. Kimse beğenmeyecek olsa bile, içinden geleni yapmak için kendine izin verdiğinde, o, sadece içinden gelen bir şey olduğu için bile; birine, birilerine ulaşabiliyor. Ulaşmayabilirdi de ama ne yapacağım diye düşünseydim, boyalarla tek bir çizik dahi atamadan şarkı sona erebilirdi de; ki bu, hayatta sık sık başıma gelen bir şeydi. Mükemmeli ortaya koymak için beklerken olası fırsatları değerlendirememek… Oysa bu sefer süreci yakalamış, üretmiş, eğlenmiştim. Pastel boyaların kağıdın üzerinde kayarken verdikleri hisse, yayılan mumsu kokuya kapılmış, rahatlamıştım. “Neden hiç boyalarla oynamıyorum ki ben? Neden hiç resim çizmiyorum?” diye düşünmüştüm sonra. Bir anı yakalamıştı beni: “Güzel aslında ama çok küçük çizmişsin. Neden bu kadar küçük her şey?” diye soran öğretmenimin anısı. Bir cümle ile kendimi resim konusunda beceriksiz ilan edişimin anısı.

Bunun üzerine bir daha resim çizmedim. Ta ki bir başka cümleye dek. “Mavi ve turuncunun uyumuna bayılırım.” Peki bu iki sıradan cümlenin, bu kadar, etkili olmasındaki ortak nokta ne? Birinde gerçekten bir çocuğum, diğerinde öncesinde oynadığım oyunlarla olabildiğince çocuklaşmışım. Yaratıcı dramanın biz yetişkinler üzerindeki iyileştirici etkisinin işte bu çocuklaşma halinden ileri geldiğine inanıyorum. Ardından grup olmak, birbirine ayna tutmak, saçmalamak ve üretmek geliyor. Bu yüzden eğer kendinizi sürece bırakırsanız hoşunuza giden, gitmeyen, sizi rahatlatan ya da rahatsız eden, cesaretlendiren ya da utandıran şeylerin size sizinle ilgili bir şeyler söylediğini keşfediyorsunuz. Sonrasında boyaları yeniden elinize almayı seçmek ya da seçmemek sizin tercihiniz…

Sevgiler,

Gizem Çimen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi:
search previous next tag category expand menu location phone mail time cart zoom edit close